Cetin Cetintas

Bhagavad Gita’da işlenen savaş, içinde çok derin baska bir savaşı barındırıyor. Tüm o fiziksel olarak algılananın ardından, zihinde yaşanan başka bir savaş. Gurusu (öğretmeni) savaş başlamadan önce bir gün bu savaşın geleceğini bilerek Arjuna’ya diyor ki: “Zamanı geldiğinde benimle dövüşmeye hazır olmalısın” yani zamanı geldiğinde beni, benim öğrettiklerimi bile terk etmeye hazır olmalısın. Bu zamana kadar öğrendiklerinin yanlış-doğruluğunu bir köşeye bırakıp gerçeğe yaklaşmalısın. Ve Arjuna, Bhagavad Gita’da anlatılan bu hikayede akrabalarına ve öğretmenine karşı büyük bir savaşa giriyor, hem de istemediği bir savaşa. Ve Arjuna diyor ki:

“Kötü alametler görüyorum; bir kişinin savaşta yakınlarını öldürmesinden iyi bir sonuç çıkacağını zannetmiyorum. Ey Krişna, zafer, krallık, ya da hazlar arzulamıyorum. Krallığın, hazların, hatta kendisinin ne manası var? Kendileri için krallıklar, hazlar, zevkler istenilenler; o öğretmenler, babalar ve oğullar aynı zamanda büyükbabalar, amcalar, kayınpederler ve diğer akrabalar burada bu savaştalar ve hayatlarını ve sahip olduklarını vermeye hazırlar. Beni öldürecek olsalar bile ben onları neden öldürmek isteyeyim? 3 Dünya’nın hükümdarlığı için bile onları öldürmeyi arzulamam. Bu Dünya için öldürmeyi neden arzulayayım?”

Bu cümlelerin altında çok derinlerde şu anlatılıyor: Bu dünyada kişi kendini bildiği andan itibaren ailesi ve çevresi ondan birisi olmasını bekliyor; yönetici, doktor, muhendis, okumuş, başarılı, çalışkan, evli, iş sahibi, güçlü, güzel vb… Ve bu beklentiler kişiyi “biri olma” çabasına itiyor. Üstelik bu “biri” olmak isteyip istemediğini çoğu zaman sorgulamadan, mecbur kalarak. Ailenin, çevrenin, öğretmenlerin senden beklediği kişi olarak, gerçek benliğinin ölmesine müsaade mi edeceksin? Yoksa tüm bunların karşısında durarak kendin olabilir misin? Herkesin senden beklediklerine rağmen, sen, “ben” olabilir misin?

Arjuna burada, kendi olmak için onlarla neden savaş halinde olması gerektiğini sorguluyor. Kendini bulma çabası içinde olan, kendini tanıma ve gerçekleştirme yolculuğunda olan bir çok kişi de bu sorgulamadan geçiyor. Kendine olan yolculuğun savaşmaktan geçmiyor olması gerektiğini dile getiriyorlar. Ama tüm bunları ifade ederken ve sorgularken de kişi büyük bir savaşın içinden konuşuyor. Zaten bir savaş meydanı olan hayatı, bir çok cephede enkazlar barındırırken, sanki savaş yokmuşcasına savaşın gerekip gerekmediğini, burada zafere gitmesi gereken kişi olmasının hayatındaki diğer bir çok arzulara benzer haller uyandırdığını ifade ediyor. Kabul et veya etme, savaş her an yaşanıyor. Hayatın her anında, var olmak için hiç kimse ile savaşmasa bile, kişi kendisi ile savaşıyor. Kendini bulmak için kendi olmayan ile savaşıyor. Tıpkı fiziksel dünyada insan bedeninin içine giren virüslerle, diğer hücrelerin savaşması gibi. Virüsler yok edilmeye çalışılıyor, çünkü onlar bedene ait değiller. Ve eğer beden onlara terk edilirse, bütünlüğü bozulabilir, ölebilir. İşte kişi de kendi olmayan şeylerle kuşatıldığında, benlik savaşmaya başlıyor. Zihnin modifikasyonları tarafından bütünlüğünün bozulmaması için. Aksi takdirde, kişi içindeki “ben”i derinlere gömebilir. Arjuna da diğer herkes gibi çoktan savaşta. Arjuna’nın “ben” olma savaşı doğduğunda başladı, herkes gibi. Arjuna burada savaşmamasının da ona huzur getirmeyeceğini düşündüğünü şu cümleler ile ifade ediyor:

“Bu iki alternatiften hangisinin daha iyi olduğunu bilmiyoruz; Bizim onları fethetmemiz mi, yoksa onların bizi mi fethetmesinin mi? Dritaraştra’nın tarafındaki adamlar, bize karşı sıralanmış halde duranlar, onları öldürdüğümüzde yaşamanın artık anlamı kalmayacak.”

Burada, onlara karşı var olmak mı, yoksa onların istediği kişi olmak mı daha iyi bilemediğini söylüyor. Çünkü kendine ait olmayan bir hayatı yaşamak, gerçekten yaşamak mı? Ama onların senden beklediği kişi olmadığın takdirde, ailen, çevren sana sırt dönerse yaşamanın bir anlamı kalır mı yoksa kalmaz mı? Yani onların mutluluğu, ve onların senden memnuniyeti senin yaşamını anlamlı kılan şey mi?

“Doğal halim acıma duygusuyla bozuldu. Ve zihnim görevime karşı çok büyük bir karışıklık içinde. Tanrım, sana yalvarıyorum, bana kesinlikle söyle ki hangi davranışı gerçekleştirirsem bu iyiliğe olur? Ben müridim, sana teslim olmuş bana, yol göster.” diyor Arjuna.

Gerçeğe sığınan, ve Hak’tan yol görmek isteyen herkese o ya da bu formda cevap gelir. Krişna Arjuna’ya burada çok çarpıcı cümleler ile geliyor;

“Gerçek olmayan hiçbir zaman var olamaz, ve gerçek olan da hiçbir zaman bitmez. Bilge filozoflar bu gerçek ve gerçek olmayan hakkındaki gerçeği bilirler.

Herşeyi saran bu gerçeğin yok edilemez olduğunu bil. Hiçbir şey bu kesin varlığın yok edilmesine sebep olamaz.

Bedeni olmayana ait bu vücutlar sonlu olarak bilinir, onlar; sonsuz, yok edilemez ve ölçülemez olanındır. Bu yüzden savaş ey Bharata!

Kim ki kendini katil olarak düşünür, o kendini öldürülen olarak deneyimler. İkisi de bilmez, o ne öldürür, ne de öldürülür.

O’nun ne doğumu vardır ne de ölümü, O’ var edilmemiştir, var edilemez ve var edilmeyecektir. Doğmamıştır, ebedidir, hep var olandır ve kadimdir. Vücut öldüğünde O ölmez.

Ey Arjuna bu özü sonsuz, bozulmaz, doğumsuz, ve yok edilemez olara bil. O’nu böyle olarak bilen biri kimseyi öldüremez, ya da kimsenin öldürmesine sebep olamaz.

Bir adamın eski kıyafetlerinden vazgeçmesi ve yeni kıyafetler giymesi gibi, öz de eskimiş bedeni terk ederek yeni bedenler edinir.”

Krişna, Arjuna’ya bu dünyada ne için savaştığını unuttuğunu ve sonlu dertler içinde kaybolduğunu hatırlatıyor. Akraba, eş, dost, zafer gibi kavramların hepsi sonlu. Hepsi bir gün bitecek, ve gün geldiğinde geriye ne şu an ben dediğin kalacak, ne de şu an eş dost dediğin. Ama geriye sen kalacaksın. Tüm bu sonlu şeylerin içinde kaybolmuş olarak. Sonu olan herşey aslında yoktur, sonsuz olanın sonlu yansımaları, aslında olmayışlarından gelen sonsuz hale sahiptirler. Krişna Arjuna’nın öğrendigi herşeyin, onu kısıtlayan ve onu şu an ki benliğine hapseden şeyler olduğunu ve eski kıyafetlerin bırakılması gibi, eski bilginin yeni bilgiyle, eski benliğin yeni benlikle değiştirilmesi gerektiğini söylüyor. Sonlu olan herşeyin sonsuza ulaşılabilmesi için bırakılması gerektiğini; ta ki geriye sadece Özü bırakana kadar… Bu savaş aslında tüm öğrenilmişliklerin, tüm modifikasyonların, tüm kısıtlamaların, tüm kendi olmayan herşeyin üzerine diyor Krişna sözlerinde. Ve tüm bu yolculuğun aslında Sonsuz olana olduğunu hatırlatıyor Arjuna’ya. Yani ne için, kiminle savaştığını sorgulamaya iterek, gerçeği hatırlatıyor. Bu yolculuk esnasında var olan herşeyin geçiciliğinin üstüne basarak, aslında sonsuz olmayan şeyler üzerine takılıp kaldığını Arjuna’ya fark ettirerek devamında yoluna ışık tutacak şu cümleleri sarf ediyor:

“Zevk ve acıya, kazanç ve kayba, zafer ve yenilgiye aynılarmış gibi davranarak savaşa hazırlan; böylelikle günah yaratmazsın. Ey Arjuna sana açıklanan Sankhya’ya göre olan gerçek. Şimdi yoga öğretisini dinle. Bu öğretiyi uyguladığında eylemlerin bağlarından kurtulabilirsin.

Bencil olmayan eylemlerin kendini adamakla birleştiği bu yoga yolunda, hiçbir çaba eksiklik yüzünden kaybolmaz ve başarısızlıklar yüzünden olumsuz doğanın karşıt etkisi oluşmaz. Bu disiplinin bilgisine birazcık sahip olmak bile kişiyi muazzam korkudan kurtarır.

Ey Arjuna, Vedalar’ın (tüm kutsal kitapların) öven açıklamalarından keyif alan, ve Vedalar’ın (tüm kutsal kitapların) anlamının bunlardan oluştuğunu ve başka hiçbir şeyden oluşmadığını iddaa eden kişiler var. Bu kişiler tamamen dünyevi arzularla dolular. Cennet onların en büyük hedefi ve ruhani anlamda onlar tamamen körler. Onlar zevkin ve gücün nasıl elde edildiğini açıklayan süslü Vedik yazıtları ayrıntıları ile çalışırlar. Zevkin ve gücün bu ateşli taraftarlarının zihninde, yukarıdaki tanımın getirdiği zevklere bağımlı, değişmez bilgelik hiçbir zaman oluşmaz.

Yogada kararlı bir zihin ile eylemlerde bulun. Bağımlılıklarını terk et ey Arjuna, ve başarı ve başarısızlıkta soğuk kanlı ol. Bu her durumdaki soğuk kanlılık ile aynı kalmak yogadır.

Bu soğuk kanlı aynılığın bahşedildiği kişi hem iyi hem de kötü eylemlerinin etkilerini terk eder. Bu yüzden yoganın bu aşaması için çabala. Yoga eylemlerdeki ustalıktır.

Kim ki zihni zorlukta huzursuz olmaz, arzulardan özgürdür. Ve bağımlılıklardan, korkudan ve öfkeden yoksundur. Böyle bir kişi değişmek bilgiye sahip bilge olarak tanımlanır.

Kişi, duyularını objelerden tıpkı bir kaplumbağının uzuvlarını her taraftan çekmesi gibi çekebildiğinde, onun bilgeliği kesinlik kazanır.

Objelerden kaçınıldığında kişi, onlardan uzaklaşır ama objelere karşı olan arzu hala mevcuttur. Ne zaman ki en yüce gerçeğe ulaşılır, o zaman bu arzularda ortadan kalkar.

Kim ki objelere karşı arzu duyar, o objelerle bir araya gelmek için eğilim gösterir. Bu eğilim arzuyu oluşturur, ve bu arzu da öfkeye yol açar.

Öfke hayal yaratır, hayal hafızanın karışmasına yol açar. Hafızanın karışması, ayırt edici bilginin yok olmasına sebep olur, ve ayırt edicinin bilginin kaybı da, kişinin mahvolması anlamına gelir.

Duyularını kontrol edemeyen bir kişi, ruhani idraka sahip değildir. Onun meditasyon için kapasitesi de yoktur. Meditasyon yapmayan için huzur yoktur. Ve zihninde huzur olmayan için mutluluk nerededir?

Bu sonsuzluk halidir, Pritha’nın oğlu. Buna ulaşan kişi artık kandırılmaz. Bu aşamada ölüm anında bile değişmez kalan, Nirvana’ya ulaşır; Yatratıcı Kaynak ile bir olur.”

Not: Pasajlar Bhagavad Gita’nın bölüm 1 ve 2’den seçilerek tarafımca çevrilmiştir.

Bhagavad Gita; Neye Karşı, Kime Karşı Bu Savaş?
Facebooktwittergoogle_pluspinterest

Post navigation